ENES CANSEVER/HAFTANIN YORUMU
Türkiye Cumhuriyeti, 94 yaşında. Emekle bu yaşına taşıyanlara
elbette şükran borçluyuz. Boynumuzun borcu…Şüphesiz bulunduğu coğrafya, köprü konumunu ihraz etmesi
sebebiyle jeopolitik açıdan mühim bir coğrafya oldu her zaman.
Tabii ki kolaylıkla bugünlere taşınmadık.
Trajik tablolar, acı olaylar, tezatlarla örülü bir asır
neredeyse…
Doğrusu mehtere uygun bir gidişimiz var; bir asır diyoruz, lakin
adam akıllı bir devlet hüviyeti kazanamadık. Zulüm, gözyaşı, kitle kıyımları bu
toprakları bir türlü terk etmiyor.
Dün; Ermeniler, Rumlar adamakıllı bir dayaktan geçirildi. Çoğu,
boy verdikleri illerini, yurtları terk etmek zorunda kaldılar. Bugün Kürtler ve
Hizmet hareketi mensupları aynı dayaktan nasiplerini alıyorlar. Dövmeden
durmayan bir devlet baba!.. Haşin mi haşin, hoyrat mı hoyrat…
Hep her yanı dar bir ayakkabı giydirildi cümle vatandaşa…
Vurup duran, kanatan bir ayakkabı, hala çoğumuzun ayaklarında…
Demokrasi diyoruz, mehter misali, iki yana, bir öne sekip
duruyoruz.
Her şey bize özgü, Ankara kriterlerine tam gaz yani…
1923’ten, günümüze değin 94 yılda, toplam 12 cumhurbaşkanı, 62
hükumet ve 27 başbakan gördü bu acılı memleket.
27 Başbakan’dan 7’si profesör unvanına sahip olmasına rağmen,
demokrasi dersinde maalesef hep sınıfta kaldılar.
Uzun yıllar boyu muhafazakâr düşünce, laik düşüncenin baskısının
altında kaldı, şimdi; siyasal İslamcıların hoyratlığı…
Şimdilerde, istisnasız tüm farklı sesler, görüşler ve aykırı
düşünceler, hatta daha dünyaya yeni gözlerini açmış bebekler dâhil herkes,
oluşturulmaya çalışılan “tek adam” rejiminin baskısıyla karşı karşıya.
Genç fidanlar, önemli şahsiyetler, her yaştan insanımız;
demokrasi ve erdemleriyle beraber, bu topraklara gömüldü.
Standart devlet kafasıyla, her gün yeni fidanlar, toprağın
bağrına düşüyor, boş yere hayatlar sönüyor.
Belli aralıklarla demokrasimize yeni mezarlar yapmak, müzmin
alışkanlığımız.
Uzun yıllar, doğuda fail-i meçhullerle, Kürtlerin onur ve
haysiyeti ayaklar altına alındı.
Doğuda terörü, batıda zulmü, elleri patlarcasına alkışlayanlar,
şüphesiz bu büyük utancın ortaklarıdır.
İşkence ve zulümlerin oluşturduğu travmaları, anlatacak malzeme;
kütüphane raflarını dolduracak kadar çok.
Maalesef, inanç ve düşünce
hürriyetine pranga vurmayı hayal eden dünkü muktedirlerin izini, bugünküler,
dört elle sarılmışçasına sürdürüyor.
Hâsılı, med-cezir yaşadı Cumhuriyetimiz ve
hürriyetlerimizin sınırları.
Uygarlık düzeyine ulaşma yolunda bir vasıta
olarak kabul edilen makbul demokrasi, neslimize nasip olmadı, bu gidişle
olamayacak gibi…
Anamızın ‘ak sütü’ gibi temiz olduğu halde,
her defasında ’muktedirlerin’ ayakları altında kirlenen bu helal hakkımızı, ya
Avrupa kapılarında veya mahkemelerinde arar olduk.
Veya ülkeyi terke mecbur olduk.
Kısacası her dönemde, kendini “Cumhuriyetin
sahibi” görenlerin dışında, sağcısı- solcusu, Ailevisi-Sünnisi, Türkü-Kürdü,
inananı veya inanmayanı, kısacası herkes mağdur oldu.
Ama kendini “Cumhuriyet’in asıl ve asil
sahibi” görüp, zulüm irtikâp edenler, hep hüsrana uğradılar.
Hiç şüphesiz, bugünküleri de, aynı akıbet
bekliyor.
Sağ, sol, muhafazakâr, liberal, laik veya dindar; fark etmez,
koltuğa oturan iktidar olmanın kibrini yaşadı.
Vesayeti gerilettik, darbeleri ayaklarımızın altına aldık.’ diye
şişinip gezenler, daha zalim uygulama ve düzenlemelerle sahne aldılar.
Üç tarafı denizlerle çevrili olan güzelim ülkemizi, içte, dışta
veya dört bir yanını adeta düşmanla çevrili hale getirdiler.
Anadolu insanı, 94 yıl önce cumhuriyetin hamurunu gözyaşlarıyla
kardı, ama bugün 7’den 70’e binlerce insanın, vatan hasretiyle, gözyaşları sel
oluyor.
Zulümle geviş getiren bir mekanizma, gözyaşı ve acı üzerinde
tepinen bir iktidar anlayışı, acıları alkışlatır hale geldi.
Toplumda empati sanatının sınırlarına duvar örüldü.
29 Ekim’de, Türkiye Cumhuriyetin 94. yılını karşılayacağız.
28 Ekim de ise tüm dünyaya, “Türkiye Cumhuriyet”nin, çocuklara
yaşattığı acıyı yer yüzüne haykırlacak.
21. asırda OHAL ile yönetilen Türkiye Cumhuriyeti’nin, 668
bebek ve 17 bin kadının, hukuksuz yere cezaevinde rehin tutulduğu için, Sosyal
Medya vasıtasıyla dünyaya duyurulacak.
Bu duyarsızlığı vatandaşına yaşatanlar için farkındalık
oluşturacak.
Dünyanın dört bir yanında, sokaklara inerek, siyah balonlara
#668bebek yazılacak ve dağıtılacak.
28 Ekim’de, “zindanlardaki 668 bebek ve 17 bin kadın için ses
verir misiniz? denecek, medeni(!) dünyaya.
Hâlbuki 94 yıl önce Cumhuriyetin kurucusu M.Kemal Atatürk
sonraki nesillere; “Gençler! Cumhuriyeti biz kurduk, O’nu yaşatacak ve
yüceltecek sizlersiniz” demişti.
Gençlerin omuzlarında yücelmesi gereken ’Cumhuriyet vasiyeti’,
günümüzün vesayetçi devletlülerinin sayesinde, kundaktaki bebekleri zindana,
gurbetteki vatandaşını ise başına çuval geçirecek kadar gaddarlaşan Cumhuriyete
dönüştü.
Hâsılı,
ülkeyi vatandaşına cehenneme çeviren 94 yaşındaki Cumhuriyetin bugünkü “sahipleri”(!)
vatandaşını kadın, kız, çoluk çocuk demeden mafya usulüyle kaçırtıyor,
kendileriyle aynı tıynetten insanlara…Myanmarlı, Malezyalı ve Pakistanlıya…Azerbaycanlıya…
Amerikalı,
Avrupalı ve elin “gavuru” zor ve dar durumdaki vatandaşını huzura kavuşturur,
hayata kazandırmak için çırpınırken, Cumhuriyetin İslamcı mirasçıları(!) ise;
vatandaşını, fidye karşılığında demir parmaklıkların arkasına ve zindana
attırıyor, darağacına götürmek için türlü tuzaklar kuruyor.
Demokrasinin
oksijensizliğinden sızlananlar ise; tüm bunların karşısında, ne yazık ki ya
susarak, dilsiz şeytan rolüne, veya alkışlayarak, ülkenin, tımarhaneye dönüşüne
hizmet ediyorlar.
Cumhuriyetimiz
ergenlik halinden ve sivilcelerinden ne zaman kurtulur bilinmez.
Dileğimiz, umudumuz
olgunluğa şahit olmak,
Müreffeh bir ülkede
nefes alıp vermek.
Bugün bunu Anadolu
halkına çok görenler, tarihin çerine çöpüne karışıp gidecek hiç şüphesiz.
Sultan Süleyman’a
kalmayan dünya, Kadıya mülk olmaya mahkeme…
Ne diyelim: Nice 94
yıllara…Lakin zulümsüz ve dahi zalimsiz… e.cansever@zamanaustralia.com.au














